SEN GİT, YALNIZLIĞIM KALSIN BENİMLE.
Tenha sokaklarda, karanlığın yağmurla bir dolu gizli buluştuğu
kahramanlar gibiydik. Dalgalı rüzgarla çarpışan gözlerimiz değil,
tenimizdi.
Umut dolu anılar masalına, sevgi resimleri çizerdik. Boyamaya çalışsak
bile boyayamazdık. Sen, hep sarı derdin, ben ise yeşil. Bir türlü
anlaşamazdık; yaptıklarımızla ve bundan sonraki yapacaklarımızla.
Aslında biz seninle sadece bizleştik. Belki de biz, bizsizken daha çok
birlikteydik. Neyse hatırı kalır aşk anılarımızın fotoğrafları var
yüreğimde mi ? Yoksa yüreğinde mi ?
Zaman, acı bir sevginin acımasızlığını hatırlatıyordu dün yine bana .
Neşe dolu gülüşlerimizin altında bir dolu aşk zehiri yatıyormuş. Hiç te
fark edemedik. Gördün mü? Ben yine göremedim gözlerindeki o sarı
fuları. Gördüğüm şeyler aslında sende değil, yüreğindeydi. Yüreğinde
de kabarcıklar oluşmuş senin. Hepsi bir volkan gibiydi patlamaya hazır
. Seni bu kadar ateşleyen ben miydim? Yoksa beni ateşe atmak ve yok
etmek isteyen sen mi?
Ne kadar yaramaz hayallerimiz vardı seninle. Usulca duramazdık biz
seninle. Şehrin kaybolmuş yalnızlığında bürünen sadece ikimizdik.
Sen ve ben.
Hep ayrı sevgimizin ardındaki sonsuz bir gökyüzü tılsımıyla aynı
sevdalar yaratırdık. Ne güneşin sıcaklığı bizi ısıtırdı ne de yağmurun
damlası tenimize çarpardı. Darmadağın olmuş bir aşk sayfasına yeni
tümceler oluştururduk. Hiç fark etmiyordu; devrik ya da kurallı olması.
Zaten , yüklemlerim eylemlerimle birlikte gizli öznenin peşindeydi
hep. Ya zarf atmalı ya da dolaylı olmalıydı tümleçlerim. ''Atık'' değil,
''artık'' bir sözcüğüyle başlamalıydı sana olan sevgimin dokunan
alfabesi. Nice kelimeler var zihnimde biliyor musun? Hepsi sus pus
olmuş . Aslında söylemek istediğim ama söyleyemediğim. Derin
bir yara var içimde sızlayan sebebini bilmediğim. Kırık kalbimin
yansıması oluştu sana. Hadi çekil git yanı başımdan. Ben
yorgunluğumu değil, yorgunluğunu atamıyorum senin. Sen yine
gülümse tenha sokaklara bensizken bile. Ağlar mısın bilmiyorum ama
ağladığımız mekanlarda sakın ha yeniden ağlama. Ya beni hatırlarsan
ne olur sonra sana. Birlikte yürüdüğümüz sokakların en iyisini arama,
en derinini ara. Evet, sana söylüyorum, en derinini ara. Seninle
yaşadığımız çıkmaz sokaklarda seviştiğimiz yolları da unutma! Belki
beni unutursun unutmasına bari; ama sakın yolları unutma. Belki o
yollar, beni hatırlatır dün yine sana.
Aslında sen, bendeki seni hep unutturdun. Oysaki unutulmayan
anılarımıza her geçen gün bir yenisi daha ekleniyordu.
Kavga aralarında satır satır dizdiğim sözcüklerden sana şiirler
okumuştum. Gerçi sen onu da çok önemserdin ya !
Her şeyi unutturan sevi, gerçek bir sevda değildir. Güller Şems diye
açmıyorsa, gülün kokusunu neyleyim. Aslolan sevda, yaşanıp biten
değil, geç bulunup sonsuza değin ıslanan bir sevda olmalıdır. Ne tuaf
ki, dün seni bana kötüleyen diller, bugün sensizliğin efkarındaki aşka
teselli için dil döküyorlardı. Parmaklarım da son zamanlarda alev alev
yanıyor. Ne kağıt tutacak halim ne de sana mektup salacak sevgim
kaldı. Cehennemden betermiş seni kazanabilmek için senden daha da
uzaklaşmak. Ne de güzel ifade etmiş değil mi? Şems; Mevlanaya
Oysaki ben seni kazanmak için değil, seni kazmak için artık
döküyorum sözcüklerimi yollara. Belki yıllar sonra toprağı kazıyan
değil, yaprağı yırtan sayfalara gömüleceksin tek tek anılarınla.
Belki de sen okurken çevireceğin sayfalarda acıların olacak.
Ağladıklarınla ağladıklarımı, güldüklerinle güldüklerimi, sevdiklerinle
sevdiklerimi de paylaşamaz oldun ya. Kırbacınla savurdun.
Ucu bir hançer gibi değdi sevdiklerime. Oysaki sen dün olup gittin.
Onlar ise yarınlarım olarak hep kaldı benimle. Başıboş sokaklarda
savrulan rüzgar gibi oldu bizim düşlerimiz. Yönü nereye gittiği
önemli değil, niye gittiği önemliydi. Niyeleri sıralamaktan neye gittiği
belli olmayan bir aşk çemberinde feryat figan birbirimize çığlıklar
attık. Solumaktan değil, soğumaktan yorulduk. Yakınlaştıkça
uzaklaşan bir vapur gibi yetişmek ya da bir hareket vakti istasyondan
gelen bir ıslık sesi ile son bulan hayallerimiz.
Sen bin ve git. Bu kentten değil, bu bedenden çekil ve git.
Sen git, yalnızlığım kalsın benimle.
2 Nisan 2020
Onur Can Aydoğmuş
Ankara/ 00:40- 02:15