MÜZELERDEKİ SANATSAL BAKIŞ 
MÜZELERDEKİ SANATSAL BAKIŞ
Müzeler, geçmişin soğuk parçalarını saklayan depolar değil; insanlığın ortak hafızasının, estetik arayışının ve düşünce dünyasının somutlaştığı yaşayan alandır. Bir müze salonuna adım atmak, sadece mekansal bir farklılık değil, aynı zamanda bilişsel ve zamansal bir yolculuğun adımları değil midir? Bu yolculuğu anlamlı kılan temel öğe ise ''sanatsal bakış algısı'''dır. Müzelerdeki sanatsal bakış kimi zaman nesnelerle kimi zaman estetik bir duygu ile kimi zaman da mekanla yaşıyor insan. Günlük hayatla ilişkilendirdiğimde her gün binlerce nesneye, insana ya da mekana bakıyoruz.. Her birinin derin bir anlamını o an hissedemiyoruz sadece bakıyoruz. Oysaki müze duvarları veya sergileme vitrinleri, çerçeveledikleri ya da nesneyi sığdırdıkları o değer ve estetik duygu o kadar hakimdir ki! Form ve estetiğin bütünleştiği o esrarengiz şölene bir de katmanlı okuma katarsanız, o sanatsal bakışı derin hissedersiniz yüreğinizde, bedeninizde ve teninizde. Bir esere sanatsal gözle bakmak, onu üreten toplumun zihniyet dünyasına bir köprü kurmayı gerektirir.Örneğin Erken Hristiyanlık dönemine ait bir sembolü veya Bizans mimarisindeki bir kubbe yapısını, tonozlar ya da ışık ve gölgeyi incelerken kapılır gidersiniz mistik anlamlar taşıyan sanatın zenginleştirilmiş bakış açısına. Sanatsal bakış, eserin yaratıldığı dönemin kültürel, sosyal bağlamından koparmadan, bugünün evrensel estetik ruhuyla ilmek ilmek dokuyup harmanlama becerisidir. Sevgili Okurlar, Modern müzecilik anlayışında, sergilenen eserler kadar sergileme alanın mimarisi, ışıklandırılması, nesnelerin birbiriyle olan tematik ilişkisi bir bakışın sadece bir parçasıdır. ''Sanat, dünyayı daha görünür kılmaktır.'' Bu görünürlüğü ise bizler en yoğun yaşandığı durumlarda, zamanın sönük kaldığı anılarda mekanın hikayeleştirildiği ortamlarda, biz sanat severlerin sığınaklarıdır. Belki hiç müze ziyareti yapmayan bir kişiye o sanatsal bakışla yönünü çevirtebiliyorsak belki de o bireyin kendi iç dünyasındaki çevirinin de baş kahramanı oluruz. Bazen bir tablonun önünde dakikalarca durmak, bir antik çağ tasvirindeki hüznü veya coşkuyu hissetmek aslında insanın kendi duygusal derinliklerini keşfetmesidir. Kimi zaman sözcüklerle tanımlanan şiirler, bir şairin içsel olarak sevebildiği melankolidir. Sevgili Okurlarım kısacası Müzelerdeki sanatsal bakışta ise derin bir izm, duygusal bir imge, estetik bir varlık ve kavramsal bir form ve kompozisyon vardır. Romantizmden, Realizme, sürrealizmden empresyonizme doğru giden sanatçıların ortak bir estetik anlayışı o dönemin yaşamsal,sosyal,kültürel ve inançsal izleri değil midir?
|