ANLAT BANA YAŞAMDAN GERİYE KALAN HAYALLERİNİ ![]() ANLAT BANA YAŞAMDAN GERİYE KALAN HAYALLERİNİYine sokaklar sakin, karanlıklar ardında saklanmış göz yaşları damla damla süzülüyor kentin arka sokaklarında. Sebepsiz yorgunluğun acımasız bakışlarını tarif ediyor usulca. Farz et ki savursun yaşamın en kıyısına hayat seni. Düş kırıklığın olsun birikmiş anılarda yaşadığın tablolar ve gelişigüzel tasarlanmış sahte hayat oyunları.
Korkuyorum , bir gün saklandığın yerden çıkamayacaksın diye. Sensiz olan şehir beni terk edilmişliğe sürüklüyor. Yapayalnız kalıyorum senin olmadığın vakitler. İnandırıcı olmayan hayatın esrarengiz güzelliklerini sığdırmaya çalışıyorum dün yine.
Oysaki ben taş olup yere atılmaktansa kum taneleri olup savrulmayı isterdim. Çünkü kum taneleri savrulduktan sonra kaybeder yalnızlığını dedi. O an göz göze geldik Noel Bibloyla. Kafasında bulunan kırmızı şapkayla ak sakallarının tebessümü gözlerine renk katıyordu. Bir elinde de trampetle eşil ediyordu yalnızlığın senfonisine. Yavaş yavaş ayrılma vakti geldi der gibi yanaştı. Biliyor musun? Yeni yıl yaklaşmaya başlıyor. Sen belki olmayacaksın ama. Ben yine umutsuz insanların sevincine ortak olacağım., hediyeler dağıtacağım bir başka evde gizlenmiş hayat hikayeleriyle baş başa kalacağım dedi. İçerden gelen bir kapı gıcırtısı sesi yansıdı kulağıma. Yavaş yavaş uzaklaşırken odadan, yarı aralanmış kapıdan çıkmak üzereyken zil sesi duyuldu. Kapıyı açmaya doğru ilerlerken duvarla bütünleşmiş bir gölge ilişti gözlerime. Sanırım bu ben olmalıydım. Kapıyı açtım. Mahallenin çocuklarıymış. Yanlışlıkla zile bastığını söyleyip, özür diledi ve gitti. Oysaki ben de sen sanmıştım. Ama sen gelseydin bana haber verirdin biliyorum. Ne kadar da sevinmiştim. Akşam hava kararmaya yakın saatlerde balkonda oturmayı çok severdim. Sen de olsaydın şimdi karşılıklı çay içiverirdik. Ardından da bir o kadar doyumsuz sohbetler… Sahi sen yoksun ben şimdi kiminle sohbet edeceğim. Kiminle paylaşacağım yaşamdan geriye kalan hayallerimi. Olsun. Ben de kendi kendime söylenirim. Sen olmasan da hayatın akıcılığına renk vermek zorundalığım var. Sen belki gizliden gizliye beni takip etsen de senin hayallerin doğrultusunda biriktirdiğim anılarım var. Her gün farklı bir anıyla düşlüyorum bu yapayalnız evin arka bahçesinde yer alan gül kokulu çiçeklerle süslenmiş, üzüm bağlarıyla taşmış balkon kenarındaki manzaraları. Geçen gün sen geleceksin diye sürpriz hazırlamıştım sana. Belki beğenmezsin şüphesi oluştu içimde ama çabuk çıkıverdi o şüphe benden. Çünkü sen sürprizlerin anılarda kalacağını ifade ederdin. Ve açıklamak istiyorum şimdi sana onu. Hani Çamlıca Festivaline katılmıştık ya ! Seninle. Orada çok beğendiğin bir tablo vardı. Hatırladın mı? Gökyüzünün maviliğiyle dekore edilmiş bulutlar, güneş batımının kızılla büyülendiği doğa hareketi, deniz, kum ve güneşin ahengiyle bütünleşmiş savrulan su dalgaları…Dalgaların olmadığı yerlerde martıların uçuşu. Buydu işte sana olan sürprizim ama dur. Bir sürprizim daha var . Bu güzelliğin eşsiz olduğu tablonun sol kenarına ise sana yazmış olduğum bir şiirimi arka plan olarak eklettim. Ve işte o şiir: Islanmalıydı, Bedenim gök yüzünün semalarında. Savrulup giderken, Hayallerim esmeliydi delice. Yağmur çiselemeleri tenimden yok olmalıydı. Beni sana hatırlatan tarifler Kor ateşler yansa da yüreğimde, Süzülen duyguların hissedilmeliydi Ansızın nefesinde. Kaybolmuştu, Hayal edemeyeceğin belirsizlikler. Temiz bir umutla Yol alıyor esrarengiz bakışlarım. Ansızın gidiyorum Umursamaz bir girdabın içine Görmezden gelsem de yaşanmış yokluğunu Ansızın bakıyorum sensizliğe Ansızın… Ne de güzel hazırlık yapmıştım senin için. Gramofonda da o çok sevdiğin müziği dinlettirecektim sana. Ama sen yine kendince saklandığın yaşamdan öteye gidemedin. O an tabloyu elime alıp, gül kokulu çiçeklerle süslenmiş balkon kenarındaki asma tavanın sol alt köşesine astım. Çünkü her baktığımda senden kalan deniz kokulu sevgi masalını düşleyeceğim. Olmuyor…olmuyor….olmuyor… İnandıramıyorum kendime senin yokluğunu. Sen hiç olmayacaksın biliyorum ama inanmak istemiyorum galiba senin yokluğunun kabullüğünü. Oysaki seni geçen hafta kendi ellerimle toprağa verdiğimi ne çabuk unuttum. Şuan gözyaşlarım birikmiş sevginin hüsranına uğruyor. Yitik bir çocuk gibi dağınık hayallerim var. Her yerde sen varsın duvarda, sokaklarda, gökyüzünde ve kendimde. Artık ben sensizim bu şehrin ışıklarında. Noel biblonun hayallerini yer edindim kendime. Demişti ya taş olup yere atılmaktansa kum taneleri olup savrulduktan sonra kaybederim yalnızlığımı diye. Şuan ben de savruldum hayatın en ücra köşelerine, ama kaybetmedim yalnızlığımı sensizken. Bile bile kum taneleri aradım sahil kenarlarında her biri esen rüzgarın hakimiyetine kaptırmış savruluyordu. Senin olmadığın vakitler kurumuş bir gül bahçesinin solgun yüzü kadar masum ve bitkin. Yeşil yaprakların güzelliği büyülemesin çünkü o da benim gibi terkedilmiş sevgisinin altında saklıyor cesaretini. Bırakıyor kendini hayat bahçesinin varlığına ya süzülüp dalacak kendi dünyasına ya da açacak gül bahçesinin olduğu ağaçların meyve vermiş dallarında. Sen artık yoksun biliyorum. (Eser Adı: Sevginin Rengi)
|
|
28 kez okundu
|