DUVARDAKİ RASTLANTILAR ![]() DUVARDAKİ RASTLANTILAR Sıradan bir ev kurarsınız ya hayalinizde tasarlanmış sevgi dizaynları içinde , yerleştirmek istersiniz zihninizde kalan boş yere. ’’Geri döndüğüm yer, asıl yaşadığım yerdi’’. Diye mırıldanıp, tavan arasındaki kırık dokümanları hatırladığımı sandığım bir tablo ilişir gözlerime. Beyaz papatyalar etrafında, yemyeşil bir çınar ağacı, hemen karşısında dut yaprakları rengini andıran bir üzüm bağı saklı gizliden gizliye. Üçgen haliyle ergonomik bir rahatlık havası veren, bildiğimiz kahvenin koyusu kadar dökülmemiş hafif sütle karıştırılmış bir o kadar da şekillendirilmiş bir çatı. İlk bakışta anlarsınız aklınızdaki hissettiğiniz tepkiyi. Evin içini düşünmek istemezsiniz belki de bembeyaz karla kaplı bir yol etrafında birkaç insan manzaraları arka plan edilmiş salon içerisindeki duvara. Kendinizi sanki bir sanat merkezinde tablo izlercesine dikkatli tavırla anlamak istersiniz yaratıcı ressamın anlatmak istediği gibi. Gökyüzünün eşlik ettiği bulutlara masmavi gözlerin derinliği inercesine belirmiş salon içerisindeki asma tavana. Etrafına ise geceden kalan sönmüş yıldızlar monte edilmiş yarı aydınlık bir mum gibi. Ani bir sesle irkildim. Tabloya baktığım yerde durakalmışım. Geri dönmüş olduğum asıl yere. Can! diye seslenen bir ses duyduğumu hatırladım. Taa uzaktan. Bulunduğum yerden elime aldığım tablo ile uzaklaşıp eve girdim. Meğerse annemmiş. Nedir ? Elindeki diye. Tablo, diye cevap verdim. Ses çıkarmadı ve bana duvardaki rastladığı tozu yetişemediği için benim silmemi istedi. Hiçbir ses çıkarmadan kabul edercesine aldım elimdeki değişik lavanta kokularıyla sinmiş, parlak saten kumaştan oluşan, süt beyazımsı bir bez ile yetişemediği duvarları sildim. Hemen yanı başımda yılların eskitemediği tahta tozları ile kaplanmış olan tabloyu lavanta kokulu bez ile sildim. Yıllardan kalan tozun etkisiyle ruhu arındırılmış olan tablonun rahatlığı yüzüne yansımıştı. Sanki yeniden yaratılmıştı. Yaratıcısının kimliğini açıklamadığı gibi. Podyuma çıkan mankenler gibi heyecanlı, bir o kadar da etrafında bakışları üzerine toplarcasına kendinden emin bakış açısıyla kordonlu saatin tam karşısında eşsiz güzelliğini yansıtırcasına yerini aldı. Yarı kapalı bir mekanda, dumanlarıyla mutluluğunun heyecanını yüreğine barındıran insan manzaralarıyla karşı karşıya olduğum bir kafede küçük arkadaş gruplarının sanat üzerine yapmış olduğu konuşmaları dinlemekle yetindim. Güneş sıcaklığını gözlerimde hissettiğim, kısa sarı saçlarıyla mekanın kapalı havasına aydınlık bir ışık katıyordu. Beden dilini doyumsuz şekilde kullanan kız tamamen arkadaşlarına sessiz sinema oyunu oynar gibi anlatım sergilese de ince sesi benim oturduğum sol köşeye kadar geliyordu. Elimdeki gazeteyi her ne kadar okumaya çalışsam da zihnimde onların seslerini işitiyor gibiydim. Sanırım sanatın yoğun olduğu bir yerden bahsediyorlardı. Belki de gezmiş oldukları yerin ince ayrıntılarını mukayese ediyorlardı birbirleriyle. Elindeki küçük cep telefonunu sığdıran ve anlatmak istediklerini telefonla göstermekle yetinen beyaz tişörtlü, uzun saçlı ve kısa sakallı olan bir genç Sürekli etrafına telefondaki paylaşımını izletti. Ardından bir kez daha gitmek istediklerinin ilerleyen günlerin tarihini attılar bir nüshasına. Kale Sanat Merkezi olduğunu bir kez daha yineledi uzun saçlı genç Son yudumu almış olduğum kahvemi bir çırpıda içiverdim. Üstünkörü bir üslupla okuduğum gazeteden de hiç bir şey anlamasam da gözlerimle resimlerin üzerindeki manşetleri ve dokuz puntodan oluşan Times New roman ile yazılmış yazı şekilleri saklandı zihnime. Toparlandım ve kısa boylu gözlüklü garsondan hesabı istedim. Hesabı ödedikten sonra uzaklaştım kafeden. Geri döndüğüm asıl yer olan evime gelince gözlerim kordonlu saatin tam karşısında olan tabloyla karşı karşıya geldi. O sırada kordonlu saate bakmadan da edemedim. Saatin on üç yani bir olduğunu gördüm. Aklım çocuğun birbirlerine söylemiş olduğu Kale Sanat Merkezine takıldı. Hazır olduğumu hissettiğim için kendime vakit ayırmadan gitmem gerektiğini hissettim. Bir buçuk saat süren yol maceramdan sonra kendimi orada buldum. Otantik bir yer olduğu her haliyle yansıyordu gözlere. Uzun , ince bir yol etrafında sağlı sollu dükkanlarla gizlenmiş bir yerdi burası. Issız bir adada esen rüzgarın sesi kadar sakin ve uğultulu bir o kadar da duru ve cezbediciydi. Yürürken sol tarafımda Antika eşyaları ve kültür sanat tabelası olan bir konağı gördüm. Üç katlı bir evi andırırcasına tarihi değerini yitirmeyen, restoreliğiyle uzun vadeli korumaya saklanan sol üst kenarda tabelası olan ve camları değişik figürler içerisinde demirlerle kaplı olan bir konak. Sağ tarafında ise oval biçimde nazarlıklarla kaplı geometrik desenlerle ve tahtalarla kamufle edilmiş çizgiler… Gözlerim sol elimde takılı olan kenarları sarı ve siyahın kombinesiyle karışmış spor saatime ilişti. 16:03:03 olduğunu görünce antikacıya çıkmamaya karar verdim. Sağ tarafımda ise değişik motiflerle kaplı rengarenk izdüşümlerin sergilendiği halılarla kaplıydı. Biraz daha ilerledikten sonra kapı girişinde dalgalı sarı saçları ve koynunda mavi taşlarla sırlanmış kolyeli bir kadın:
Gözlerim duvardaki tabloya bakarken adımlarım yavaş yavaş içeri girmenin heyecanının yaşıyordu. Oldukça bir odayı andıran görünümüyle hafif loş ışığıyla duvarların tablolarla asılı olduğunu görünce gözlerim hemen tavan arasındaki kırık dokümanlar arasında bulduğum tablonun aynısı ile karşılaştı. Hani benim süt beyazımsı bez ile siliverip, kordonlu saatin karşı duvarına astığım tabloydu bu. Sessizce kadın bir şeyler olduğunu hissetti bende. Yine dalmışım tüm yolların masalla kaplandığı, yaratıcılarını bulmaya gidersecine.
Soğuk olan suyu bir yudumla içiverdim. Dışarda sıcak ve içimde yanan ateşin etkisiyle. -Bu tablo size mi ait ? diye sordum - Evet. Tabloların hepsini kendim yapıyorum, dedi. Ama bu duvardaki rastladığım tablo diye mırıldandım. Anladım, hissetmiştim artık yaratıcı ressamın anlatmak istediğini ve yeniden yaratılmış bir tablonun yaratıcısının kimliğini. Rastlantıydı, bu da duvardaki tablolar gibi .
|
|
33 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |